Evimiz Depreme Ne Kadar Dayanıklı ?

Deprem; insanların barınma ihtiyaçlarını karşılayan konutları dolayısı ile içinde yaşayan insanları da
tehdit etmektedir. Birçoğumuz yaşadığımız konutun depreme ne kadar dayanabileceğini bilmeden çaresizce kaderimize razı olarak yaşamaktayız. Ancak bu yazıyı okuduktan sonra en azından yaşadığımız yer hakkında biraz olsun bilgi sahibi olabilir, deprem için hiç önlem alamasak da evimizin güvende olmadığını kavrayarak "depremde ilk yapılacaklar ve ilk yardım" la ilgili bilgilerimizi tazeleyebilir ve tetikte yaşamaya alışabiliriz. 

Deprem bölgelerinde bulunan binalarda deprem zayıflığını incelediğimizde önem taşıyan konular;

Binanın yaşı;

Evimizin depreme ne kadar dayanıklı olduğunu anlayabilmemiz için öncelikle yapıldığı yıl hakkında bilgi sahibi olmalıyız. Çünkü depremle ilgili hesaplama yöntemleri vs. geliştiği için günümüzdeki deprem yönetmeliğine göre yapılmış binalar, eskisine göre çok daha dayanıklıdırlar. Ayrıca bina eskidikçe, içindeki demir donatılar da paslanmakta ve direnci azalmaktadır. Bunun yanı sıra eskiden üretilmeyen nervürlü demirler aderansı arttıran (Betonla kaynamayı sağlamlaştıran) malzemelerdir. Dolayısı ile yeni yapılan binalarda daha fazla ve kaliteli donatı bulunmaktadır. Kullanılan kum da daha kalitelidir. Eski yıllarda denizden kum çekilir ve tuzun korozyonu (Paslanmayı) arttıran etkisi düşünülmeden inşaatlarda kullanılırdı. Bu gün ise dere kumları kullanılmaktadır. Sonuç olarak binamızın yaşı, depremle ilgili olarak yapım kalitesi hakkında önemli bir veri sağlayacaktır.

Deprem yönetmelikleri resmi gazetede yayınlandıktan bir sene sonra yürürlüğe girer. Bunun nedeni geçen süre içinde ilgili odaların vb. kurumların görüşleri ile düzeltmelere imkan tanınmasıdır. Dolayısı ile 1975, 1996 ve 2006 yıllarında deprem yönetmelikleri tazelendiğine göre. 1976' dan önce yapılmış binaları en zayıf binalar olarak düşünebiliriz. 1996 yönetmeliğine göre yapılan binaları ise ikiye ayırmak gerekir. 1999 dan önce ve sonra yapılanlar. Marmara depremi, sektörde çalışanları ve denetçileri uyaran ve daha düzgün çalışan bir sisteme geçilmesini sağlayan bir afetti. Bu tarihe kadar yapılan binalar yeni yönetmeliğe çok uymamış ve iyi denetlenmemiş olduklarından fazla güvenilir değildirler. Ayrıca tam deprem zamanı kabası yapılan binalarda rezonans gerçekleştiğinden, beton harcının donatı demirlerini tutması risk oluşturmaktadır. Yani bu binalarda beton filizlenmek (Donmak) üzereyken oluşan sarsıntının, betonun içindeki donatıyı sıkıca sarmasını önlemiş olma ihtimali yüksektir. İçinde yaşadığımız binanın yaşını öğrenebilmek için, belediyedeki dosyasına göz atmamız şarttır.

Binanın bulunduğu bölge;

Binanın bulunduğu bölgenin zemin durumu çok önemlidir. Bunun için pek çok deprem haritası mevcuttur. Ancak, evimiz bir vadideyse ve eskiden buranın zaten bir dere yatağı olduğu biliniyorsa, sağlam bir zemin beklemek doğru değildir. Aynı şekilde dolgu alanlarda da aynı sorun bulunmaktadır. Ancak binanın zemini kayalıksa  sağlam bir zemin yapısı var demektir. Unutulmamalıdır ki bina ne kadar sağlam olursa olsun, zemin sağlam değilse bina devrilir. Aynı şekilde yeterince derin temeli bulunmayan binalar da olduğu yerde yan yatabilir. (Bu açıdan sağlam binalarda bulunan bodrum katların depreme olumlu etkisi bulunmaktadır)

Bina taşıyıcı sistemi;

Binanın taşıyıcı sistemi; betonarme karkas, çelik karkas, yığma veya ahşap olabilir. Bunların içinde en dayanıksızı yığma binalardır. Aslında yığma binalar sistem detaylarına ve kurallarına bağlı olarak az katlı ve gerektiği gibi yapılmışlarsa çok da sorun yoktur. Fakat genelde bu binalar kullanıcının kendisi tarafından yaptırıldığından kuralsız ve hatalı yapımlardır. Yığma bir yapıyı betonarme binalardan ayırt etmenin en kolay yolu duvar kalınlıklarıdır.  Özellikle kapı kasalarına bakarak duvarın kalınlığını anlamak mümkündür. Yığma yapılarda bu duvarlar oldukça kalındır. (<20cm) Ayrıca binamızı boyuna ve enine doğru kalın duvarların kesmesi gereklidir. Bu taşıyıcı sistemin gerekliliğidir. Yığma bir yapıda bu duvarlar mekanı genişletmek için yıkılmışsa, taşıyıcı sistem zayıflamış demektir. Çünkü yığma yapıda duvarlar kolon ve kiriş yerine geçmektedir. Ahşap ve çelik binalar esnek ve hafif olduklarından daha dayanıklıdırlar. Betonarme karkas binalar ise diğer konu başlıklarındaki etkenlere göre farklı etkileşim göstermektedirler. Ayrıca bu tip binalarda çeşitli yapım yöntemleri bulunmaktadır ve bu yöntemlerle uygulanış çeşitlerine göre de farklı tepkiler gösterirler.(Taşıyıcı sistem elemanları genel olarak basınç, çekme, kesme ve burulma etkilerine maruz kalırlar. Dolayısı ile sistemin çözümü ve uygulama biçimine göre bu değişir.)  Örneğin Perde duvarlı sistemler, normal (geleneksel) iskelet sistemlere göre daha dayanıklıdırlar. Tünel kalıp sistemler ise en dayanıklı olanlarıdır. Geleneksel sistemde dahi farklı uygulamalar olabilir. Örneğin tavanlarda ön germeli, nervürlü veya kafes kirişler olabilir. Bunun yanı sıra prefabrik sistemler, vs. de farklı uygulamalardır. Dolayısı ile taşıyıcı sistem başlı başına bir dayanıklılık verisidir ve bunların malzeme analizi ve hesap kontrolleri ancak bu konuda uzmanlaşmış inşaat mühendisleri tarafından yapılabilir.

Binanın onaylı projesine uygun olup olmadığı veya projesinin olup olmadığı;

Binalar mimarlar tarafından tasarlanır, İnşaat mühendisleri tarafından statik hesaplamaları yapılmak sureti ile taşıyıcı sistem kesitleri tespit edilir ve betonarme projesi çizilir. Daha sonra bu projeler ilgili belediye tarafından onaylanarak ruhsat verilir. Ruhsatsız bir bina kaçak yapılmış demektir. Dolayısı ile herhangi bir hesap kitap işine bağlı olmadan yapıldığından depreme dayanıklı olması beklenemez. Ayrıca binanın farklı bir durumu da olabilir. Örneğin 2981 sayılı imar affına girdiğinden belediyede röleve projeleri bulunabilir. Bu binalar iskanlı da olsalar, depreme karşı dayanıksızdırlar. İmar kanunundan çok önce yapıldıkları için ruhsatlı sayılan binalardan olabilirler. Bu durum da risk teşkil eder. Veya en çok rastlananı ruhsatı ve projesi bulunduğu halde buna uygunsuz yapılmış olabilirler. Fazladan yapılmış bir kat, çıkma vs. riskin var olduğunun belirtileridir. Dışarı çıkıp binanıza karşıdan bir bakın. Şayet en üst katın taban hizasında önceki kat tavan saçaklarını görüyorsanız kaçak bir katınız var demektir. Ancak bütün bunların tespitini ancak bir danışman aracılığı ile belirleyebilirsiniz. Genelde konut kredileri ile yapılan satışlarda hazırlanan ekspertiz raporlarında bu gibi durumlar belirlenebilmektedir.

Kolon ve kirişlerde çatlakların olması;

Depremlerde kolon ve kirişler hasara uğradığı zaman taşıyıcı özellikleri zayıflamaktadır. Dolayısı ile oturduğumuz binada kolon ve kirişlerde bulunan çatlaklar bize alarm sinyali vermektedir. Ancak bunu net bir şekilde ayırt etmek gereklidir. Özellikle kiriş altında ve kolon yanlarında kirişe veya kolona paralel olarak giden ve kiriş-kolon ile bölücü duvar arasında bulunan çatlaklar, zeminin zamanla oturmasından kaynaklıdırlar ve yanıltıcı çatlaklardır. Bu çatlaklar duvar üzerinde bulunurlar ve taşıyıcı sistemin zayıflığı ile ilgileri yoktur. Ayrıca kiriş-kolon üzerinde gözüken her çatlak da ciddi olmayabilir. Özellikle sıva çatlakları yanıltıcı olabilmektedir. Bu çatlaklar incedir ve derinlikleri yoktur.

Bina cephesinde pencere kapı köşelerinde 45 derecelik çatlakların olması;

Binanın pencere ve kapılarında diyagonal çatlaklar olması (özellikle farklı pencerelerin alt ve üst köşelerini birleştiren diyagonal çatlaklar) bu binanın daha evvel ciddi bir burulmaya maruz kaldığının göstergesidir. Deprem bina zeminini farklı açılardan salladığından, bu çatlakların mevcut olduğu binaların yeni bir burulmaya dayanamama ihtimali yüksektir.

Bina yüksekliğinin taban kısa kenarının iki katı veya daha fazla olması;

Binalar yükseldikçe risk artmaktadır. Dolayısı ile az katlı binalarda risk daha düşüktür. Örneğin 2 katlı bir bina ile 30 katlı bir binayı karşılaştırırsak (her katın 3 mt. kabulü ile) İki katlı bina 6 mt. yükseklikte, 30 katlı bina 90 mt. yüksekliktedir. İki binanın da %02 lik bir eğilmeye neden olacak şekilde  sallanmaya maruz kaldığı durumda 2 katlı binanın üst katında oturan bir kişi 1,5 cm. sallantıya maruz kalırken, binanın saçak seviyesi 3cm. sallanacaktır. 30 Katlı binanın en üst katında oturan bir kişi ise 43,5 cm. sallantıya maruz kalacak, bu binanın saçak seviyesinde ise bu sallantı 45cm olacaktır. Çift yönlü bir sallantıda bu binanın en üst katındaki kişi yaklaşık 1 mt. sallanacaktır. Ancak asıl tehlike binaların taşıyıcı sistem kesitlerinin gerektiğinden ince olması veya oturum alanının küçük olmasıdır. 

Bodrum katta, taşıyıcı sistemde rutubete bağlı korozyonların bulunması;

Bir binada korozyona (paslanma) en çok bodrum katlarda rastlanır. Çünkü bodrum katlar rutubete maruzdur. Binanın bodrum katındaki kolonlara ve kirişlere baktığımızda donatıları paslı bir şekilde açığa çıkmış görürsek bu şu anlamı taşımaktadır; donatıyı oluşturan inşaat demirleri paslanmış ve pastan dolayı genişleyerek kendilerini çevreleyen betonu kırarak ortaya çıkmışlardır. Dolayısı ile dirençleri olması gerektiğinden az hale gelmiştir. Bu nedenle binaların bodrum katları depreme dayanıklılığının en bariz ipuçlarını verir ve bu nedenle genelde depreme dayanıklılıkla ilgili test numuneleri genellikle bodrum katlardan alınır.

Bodrum katın yapısı;

Bodrum katta küçülme olması, deprem sırasında dengesiz salanıma neden olacaktır. Zemin katta taşkın kısımla bodrum kattaki küçülen kısım arasındaki kesitte kırılmalar olma ihtimali yüksektir. Ancak bodrum kat küçülmeden devam ediyorsa bu bir avantajdır ve taşıyıcı sistem kesitleri yeterli kalınlıklara ve donatılara sahipse bodrum katlar salanımı azaltır. Özellikle bodrum kat arttıkça risk azalır. Ancak taşıyıcı sistem zayıfsa bu bir dezavantaj haline de dönüşebilmektedir.

Bodrum katta kuyu, sarnıç, vs. bulunması;

Bodrum katlarda kuyu, sarnıç vb. boşluklar bulunması, sert zemin yapısını bozan ve deprem anında binada dengesiz salanıma neden olan faktörlerdendir. Özellikle Beyazıt gibi tarihi bölgelerde bodrum kat zemini altında bulunan tarihi tüneller, tonozlar vs. risk taşıyan unsurlardır.

Binanın herhangi bir katında %20 den büyük çıkma bulunması;

Binalarda özellikle 1. kat seviyesinde çıkma bulunması son derece normaldir. Ancak bu çıkmanın deprem anında momentoyu arttırarak dengeyi bozan bir unsur olarak etken olacağı unutulmamalıdır. Şayet bu çıkma alanı, alt katın alanından %20 nin üzerinde büyükse risk var demektir. Özellikle bu çıkma bina çevresinde eşit olarak dağılmamış, bir yönde yapılmışsa daha da büyük bir risk var demektir.

Binada merdiven, asansör, havalandırma vb. boşlukları toplamının, kat brüt alanının 1/3 ünden büyük olması; 

Bu tip alanlar, mevcut imar kanununa göre brüt inşaat alanı içinde sayılmazlar. Bu nedenle inşaat alanını düşüren mahaller değillerdir. Ancak yapımları bir maliyet getirdiğinden müteahhit tarafından oldukça küçük alanlar içinde çözülmeye çalışılır. Gene de bazı projelerde bu alanların çok büyük yapıldıklarına da tanık oluruz. Ne yazık ki bu durum da negatif etkenlerden biridir.

Binanın bitişik nizam olması;

Bitişik nizam binalarda (Binaların birbirine yapışık olarak yan yana bulunması durumunda); bina az katlı ve yeni yapılmış güvenli bir bina olsa dahi yanındaki binaların yüksekliği önem kazanmaktadır. Çünkü herhangi bir sallanma anında, yüksek binalar; birleşik konumdaki alçak bina tavan döşeme seviyesi birleşiminden kırılma eğilimlidirler. Özellikle bitişik nizam binalarda yan yana katların döşeme seviyeleri farklı seviyelerde ise bu durum riski arttırmaktadır. Bu nedenle aynı adada bulunan bitişik nizam binalara farklı kat yükseklikleri verilmez. Ancak yanınızdaki bina kaçak olarak yükselmişse, kendi binanızın değil ama yandaki kaçak binanın enkazı altında kalma riskiniz mevcuttur.

Binada yumuşak kat bulunması;

Yumuşak katlar; cepheler dâhil tuğlasız, ara bölmesiz, sırf kolon ve kirişlerden oluşan katlardır. Örneğin Erenköy civarında zemin katı sadece kolon ve kirişlerden oluşan pek çok bina bulunmaktadır. Ayrıca pek çok binanın zemin katındaki dükkanlar, ara bölmesiz ve tüm cepheleri de cam vitrin şeklindedir. Bölücü duvarlar her ne kadar "bölücü" vasıflı olsalar da, belli bir oranda taşıyıcılık ve bağlayıcılıkları vardır. (Alçıpan duvarlar hariç) Bu nedenle özellikle zemin katların taşıyıcı ve bölücü sistemleri, duvar yapıları çok önem taşımaktadır. Özellikle deprem anında kırılmalar bu katlarda gerçekleşmektedir. 1999 Marmara depreminde Avcılar'da yıkılan binaların birçoğunda zemin katlardaki dükkanların alan açmak için orta kolonları keserek çıkarttıkları ve bu yüzden çöktükleri görülmüştür.

Binada kısa kolon etkisi olması;

Ana binanın dış cephesinde iki kolon arasında boydan boya dar pencere varsa bu gruba girer ve risk gurubu içindedir. Binaların taşıyıcı sistemleri bir statik hesaplama sonucu belirlenmektedir. Genellikle mecbur olmadıkça taşıyıcı sistem içinde stabil duruşu bozan hareketlerden kaçınılır. Ancak mimari estetik kaygısı veya fonksiyon gereği bazen farklı yaklaşımlar olabilir. Bu durumda statik hesapların dengeleyici biçimde yapılması gereklidir. Dolayısı ile bu tip sorunlar, yasal yollarla yapılmış binalarda taşıyıcı sisteme olumsuz etkisi absorbe edilecek şekilde hesaplamalarla inşa edildiğinden rahatsız edici değildir. Ancak projesinde olmayan bir aydınlık vs. nin yaratabileceği sıkıntı, ne yazık ki ancak risk gerçekleştiğinde belli olacaktır.

Sonuç olarak, binanızın yasal durumunu ve projeye uygun olup olmadığını kendiniz anlayamasanız da tanıdık bir mimar-mühendise göstererek veya herhangi bir danışman firmaya başvurarak öğrenebilirsiniz. Ancak kesin olarak analizler; bodrum katlardaki kolonlardan numune alınarak yapılmaktadır ve bunun için birçok danışman firma bulunmaktadır. 

Bina yoğunluğuna bağlı salınım frekansı ile deprem frekansının örtüşmesi;

https://www.youtube.com/watch?v=H4VQul_SmCg

Yük.Mim.Ö.Önder Neşeli / Gayrimenkul Değerleme Uzmanı SPK Lisans No:400501

Bu yazı tarafımızca hazırlanmış olup, alıntı kaynağı bildirilmeden bir bütün olarak yayınlanması yasaktır. 01.08.2011

Güncelleme 10.04.2015